August 21st, 2014

120 Model Tableau Vivant - Skylight One Hanson

August 11th, 2014

kendini yok etmek

kimliksizadam:

bunu birçok şekilde yapabilirim. uyuşturucu, askerlik, sokak dövüşü, otostop ve bir sürü farklı seçenekle bunlar yapılabilir. her zaman kendimi bir tırtıl gibi görmüşümdür. ancak tırtılın kelebeğe dönüşmesi için kendini öldürmesi gerekir. bu kabuğu terk etmesi gerekir. artık hiçbir şey hissetmiyorum. sevmek sevilmek trt 1’deki dizilerde kaldı, yeditepe istanbul’da kaldı. gittikçe kendimin nasıl hasta nasıl pis bir insan olduğumu anlıyorum. onunla sevgili olmamakla iyi etmişim çünkü ona istemeden zarar vereceğim aşikar. öfkemi kontrol edemiyorum ne yaparsam ne edersem kendimi sakinleştiremiyorum. kendimi tedavi etme çalışmalarım bugün itibariyle son buldu. son 1 yıldır sinir krizi dahi geçirmiyordum. bugün çok sinirli bir şekilde dışarı çıktım ve dakikalarca koştum. evet oksijen omuzlarımı yakana kadar. gerçekten hasta bir adamım ve asla iyileşemeyeceğim. sırf kendimi iyileştirmek için o kadar psikoloji araştırması yapmıştım.ama yok bu bambaşka bir şey. bu kafka kompleksi değil, suçlu babam değil. bu dr jekyll ve bay hyde sendromu değil ben çift kişilikli değilim. ben sadece öfke ve nefretten meydana gelmiş 2 metrelik bir et parçasıyım. ayran gönüllüyüm.dengesizim. hiçbir zaman aşık olamadım ya da bağlanamadım çünkü bende bu duyguların yeşerebileceği bir sevgi ormanı yoktu. sadece sevdiğimi sandım gönül eğlendirdim şimdilerde ise ne yaptığımın dahi farkında değilim. öfkem beni ele geçiriyor arkadaşlarımın sevdiklerimin kalbini kırıyorum. o kızın da kalbi kırılabilirdi o yüzden onunla da konuşmuyorum. ona zarar vermek istemiyorum. dedim ya gerçekten kötü biriyim. o filmin sonunda ölen kötü adam benim ve evet filmdeki esas kız ben ölünce benim kollarımdan sevdiğinin kollarına kaçıyor. olması gereken de bu. kötüler her zaman kaybederler. uyuşturucu kullanıp onun kollarında huzur bulabilirim. ya da askerliğe gidip kişiliğimi tamamen öldürtebilirim. tüm kültürel birikimimi ve insanlığımı orada sildirtebilirim. belki de düz adam olurum annemin bulduğu o iğrenç kızlardan biriyle evlenir kenar mahalle semtinde memur maaşıyla yaşayabilirim. ya da saçımı sakalımı uzatır cebime beş kuruş almadan otostopla dünya’yı dolaşmayı düşünüp yola çıkabilir ve soluğu organ mafyasının kucağında alabilirim. bilmiyorum. tek bildiğim hiçbir şey hissedemediğim. insan açlıktan ya da susuzluktan değil sevgisizlikten ölür. ama ben sevgi sevgi diye bağıra bağıra dolaşacak değilim. benim yüküm bana yeter. zaten bir ölüyüm. en başından beri neden kendime kimliksiz adam takma adını almayı uygun gördüğümü anlayamamıştım. şimdi anladım. ben zaten ölüyüm ve ölü bir adamın bir kimliği olmaz.

bir sonraki yazımın adı “kendini toparlamak” olacak

Reblogged from Siküstü Edebiyat
August 10th, 2014

"her zaman yenmek için dövüşülmez ki, bazen çaresizliği bilmek daha güzel değil mi?"

August 5th, 2014

Cyrano de Bergerac - İstemem Eksik Olsun

August 5th, 2014

gecenin öteki yüzü filminden

August 5th, 2014

Günlere tutunuyoruz, çünkü ölme arzusu fazla mantıksaldır, bundan dolayı da işe yaramazdır.

August 5th, 2014

İnsan kendini Şeytan’da çok fazla bulduğu için O’na tapamaz; ondan bilerek nefret eder; kendinden yüz çevirir ve Tanrı’nın yoksul vasıflarını ayakta tutar.

August 5th, 2014

Bütün varlıklar mutsuzdur; ama ne kadarı bunu bilir?

August 5th, 2014

Değer yaratan insan, tam anlamıyla sayıklayan varlıktır; bir şeyin var olduğu inancından mustariptir, oysa nefesini tutması kafidir: Her şey durur.

August 5th, 2014

Fiiliyatımızın kaynağı, kendimizi zamanın merkezi, nedeni ve sonucu zannetmeye bilinçsizce meyilli olmamızdır. Reflekslerimiz ve gururumuz, teşkil ettiğimiz et ve bilinç parçasını bir gezegene dönüştürür. Eğer dünyadaki konumumuzu daha doğru anlayabilseydik; eğer kıyaslamak yaşamaktan ayrılmaz olsaydı, mevcudiyetimizin ufaklığının açığa çıkması bizi ezerdi. Ama yaşamak, kendi boyutlarına karşı körleşmektir.

August 5th, 2014

Hiçlik karşısında her kelimeyle bir zafer kazansak bile, onun zorbalığına daha da fazla maruz kalmamıza yol açar bu. Etrafımıza saçtığımız kelimeler oranında ölürüz… Konuşulanların sırrı yoktur. Ve hepimiz konuşuyoruz. Kendimize ihanet eder, kalbimizi teşhir ederiz; her birimiz dile gelmezliğin celladıyızdır; her birimiz sırları, en başta da kendi sırlarımızı yok etmek için yırtınırız.

August 5th, 2014

Kendi kendine günde bin kere “Şu dünyada hiçbir şeyin kıymeti yok,” diye tekrarlamak; kendini ebediyen aynı noktada bulmak ve bön bön, bir topaç gibi fır dönmek… Zira her şeyin beyhudeliği fikrinde ne ilerleme vardır, ne de bir sonuca varma; bu geviş getirme içinde ne kadar uzağa gidersek gidelim, bilgimiz hiç artmaz: Şimdiki haliyle de, başlangıç noktasındaki kadar zengin ve o kadar hükümsüzdür. Devasızlık içinde bir duruş, zihnin bir cüzzamı, hayret yoluyla varılan bir ifşaattir. Bir ilhama maruz kalan ve bundan çıkıp bulanık ve konforlu durumuna hiçbir yolla dönmeden o ilhamın içine yerleşen geri zekalı biri, bir budala; kendine rağmen evrenin değersizliğini idrak etme yoluna kişinin durumu budur işte. Geceler tarafından terk edilmiş ve onu soluksuz bırakan bir aydınlıktan mustarip olduğu için, o bir türlü bitmeyen günü ne yapacağını bilemez. Işık, olmuş olan her şeyin öncesindeki gecenin dünyasının hatırasına zarar veren ışınlarını göndermeye ne zaman son verecek? Korkunç yaratılışın öncesindeki dinlendirici ve sakin kaosun, ve daha da tatlısı, zihinsel yokluk kaosunun miadı nasıl dolmuştur!

sayılmayanların, görülmeyenlerin, isimsizlerin, yarını olmayanların yüzü.